Font Size

SCREEN

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel
Eğitim emekçisi, yazar, ozan  Zekeriya Saka'nin kitapları

 

Röportaj:1
Röportaj : Zekeriya SAKA

Bu röportajı, kıyı 196. sayıda okuyabilirsiniz.
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. / kıyı dergisi

Z.Saka'nın Ankara AKM deki imza gününde,  söyleşinin çatısını çatıyorlar.

Aykırılıklardan Güzelliklere Yol Bulan Sanatçı:

- Sevgili Şakir, bu söyleşi, alışılmışın dışında, biz bize; içten bir söyleşi olsun istiyorum ve aklıma gelen, bana göre olduğu kadar, sanat çevrelerince de ilginç olması gereken “Tresimleri”ni konuşarak söyleşimize başlayalım, diyorum.
Evet, ülken Türkiye, ilin Trabzon, köyün Türkelli ve kızın Toprak; Dört “T”nin sarmalındasın. Bu dört "T" "dünya" sözcüğünü bile "tünya" şekline dönüştürdü sende. Ancak, gerek seni, gerekse kızını sarmalına alan ilk üç “T” olmalı. “T resimleri”nin genel sanatın içindeki yerinden, bu resimlerin genel resim sanatı içindeki algılanma ayrıcalığından ve sanat çevrelerindeki etkisinden söz eder misin?
- Zekeriya'cığım, Söyleşi yapma düşünceni öğrenince mutluluk duydum. Değer bilirliğin duygulandırdı beni. Kendimden söz etmenin sıkıntısı ile zorlanacağım. Ama nelerin üstesinden gelmedik ki…
Türkelli'de doğmuşum ya, yıllardır T'sinden haberim yoktu. (Bak hemen karşımıza T çıktı.) Niye yoktu? Ailemin kültürel yapısı ve uygulanan eğitim sistemi. Pat diye neden böyle başladığımı da söylemeliyim. Köyüm Türkelli'yi de, ortaokulu okuduğum Beşikdüzü'nü de, öğretmen okulunuokuduğum Trabzon'u da çok seviyorum. İşte buralardaki kültür, doğa ve çok değer verdiğim insanın farkına varmayalım, uzak kalalım diye bu eğitimlerden geçirildik. Şimdi değerini anladık. Ama bu kez ekonomik kıskaç içinde devinip dururken bu sevdiklerimize gene uzağız ya da uzağım. Bu böyle olmaz, uzakta da olsam, söyleyeceklerim var yaşama dair deyip başladım.
Bilinen bir konu; insanın özü 00-6 yaşında örülür. (Buradaki çift 00, doğum öncesi içindir.) Neredeyiz bu yaşlarda? Çoğunluk ailemizle, doğduğumuz yerde. İşte Türkelli'ye aitim. Trabzon'luyum. Türkiye'de yaşıyorum. Çoğaldıkça Tünya'ya doğru uzatıyorum elimi, Tünya'daki tüm elleri sevgiyle tutabilmek için…Kızımıza Toprak adını seçerek verdik. T ile ilgisiyoktu. Ama içimizin derinliklerini kim saptayabilir ki. Kızımız da T'lerin sarmalında. Çok iyi Karadeniz halkoyunları oynuyor. (Bana üçayağı o öğretti. Babam erken ölünce, anam koruma içgüdüsüyle düğüne, derneğe göndermezdi. Belki bu nedenle horon bilmem. Toprak, Karadeniz türkülerini bilir. Gitarıyla, dansıyla, sinemasıyla, tiyatrosuyla T'yi yaşıyoruz.

İlk yağlıboya resmim: Fatih.1965

1965 yılında ilk yağlı boya resmimi yaptım. Öğretmen okulunda karma sergiye bu resmim seçildi. Bu dönem resimlerim 1990 yılına dek sürdü. Yüksek lisans günlerimde, figürsüz resim çalıştım. 1997 yılında figür resmi göç resimlerini yaptım. 2000 yılında ise bir manifesto ile Tresimlerine başladım. Bu bir değişim. Bana göre ise; “Tresimleri” önemlidir. Yukarda yıllarını verdiğim değişimlerle, sürüyor sanatım. Devrimleri de döndürebilirler. Geriye dönmese iyi olacak. Geriye dönmeyi istemiyorum. Sürekli ileriye…
Resim düzlemindeki değişimlere azıcık değinmek gerek. Rönesans Tünya'nın önemli dönemeci. O dönemden bu güne resim düzlemi çok değişik biçimlerde sunuldu. Dörtgenle başladı. İkili tual (diptik), üçlü tual (tripdik) denendi. Altın oran günümüze uzadı. Dikdörtgen, üçgen, elips, daire, yamuk uygulandı. Ben de, yaşamımda bunca T olunca resim düzlemi olarak, T'yi seçtim. Harflerin arasında, resim düzlemine en uygun olanı da T. Rastlantının da payını katmalı. Sanatta rastlantı önemli yer tutar, sezgi ve birikimler gibi. Süreç beni bu noktaya taşıdı.
Sanat çevrelerinde yeterince duyuramamıştım, 20. kişisel sergim bunu sağladı. Başladığıma da iyi etmişim.


Tresimlerimden - Fadime

Tresimleri önceleri bazılarınca garipsendi. Gerçekte ilk olan her şey garip / saçma / deli işi / zırva gibi sözcüklerin eşitliği olan dirençli ret ile açıklanır. Biçimsel olan yenilik, özden kopuksa zaten yaşamayacaktır. Biçim özle, özenle doldurulmalıdır. Bu, zaman içinde gerçekleşebilir. Süre de konamaz. Süreci benim gibi deli çalışan biri için hiç belli olmaz. Şöyle tepkiler aldım: “Size Takir diyeyim mi?”, “Resmin iki altında bulunan boşluğu çalmışsınız.” (Demiştim ki; asıl resim üstü, alt bölümü hediyem) “Bana ne dışından!”, “Anlamadım ki, ne demek yani?”, “Nasıl çerçeve yapılacak, kim yapacak?”


Zekeriya her şeyi düşünmüş

Trabzon Sanatevi

- 20. kişisel sergini, sadece “Tresimleri” olarak, 05-30 Mart 2007 tarihleri arasında gerçekleştirdin. Diğer resim çalışmalarını askıya mı aldın; yoksa onlardan tümden vaz mı geçtin? Bu bağlamda, bir kitapta topladığın “Göç Resimleri”nin sanatındaki yerini açar mısın?
- Diğer çalışmalarımı askıya almadım. Onlar yaşadılar, devirlerini tamamladılar. Süreç yaşanıyor ve ileriye doğru devinim sürüyor. Diğer çalışmalarımın birikimleri ile yeni üretimler, sıçramalar yaşıyorum.
Göç, çağın süreci olduğu kadar; ülkeyi yönetenlerin ihanetini de taşır. GÖÇ resimlerim naif havası ile figüratif resimlerdir. Bilindiği gibi büyük göç yaşanıyor yurdumuzda. Trabzon da çok göç verdi. Yola çıkanlar ne umdu, ne buldular? Arkada neler bıraktılar? Götürdükleri gerekli midir, yeterli midir? Orada kalınacak mıdır, dönülecek midir? Dönüş ne zamandır? Döneceği yer kalmış mıdır? Bıraktıkları duruyor mudur? Binlerce soru ya da yaşanmışlıklar…

 

Göç resimlerimden

Göç ile yaşanan belirsizlikler, göç sonunda ki yıkımlardır betimlenen. Gerçekte “Ben”i anlatıyorum…
Bu çalışmalarım aynı zamanda depremle de açıklanabilir. 17 ağustos 1999 da Sakarya'da deprem oldu. Göç resimleri sergim 12 eylül 1999 da açıldı. Ben iki yılda ancak sergilenecek sayıda resim üretebiliyorum. Yani deprem olmadan birkaç yıl önce bu resimlere başlamışım. Biraz falcılık koksa da, benim seçimim bilimden yana olduğundan rahatlıkla söyleyebilirim; depremi sezmişim. Açıklayayım: Ağaçlar, figürler ve minik bir ev bulunan kompozisyonlarımda mekan yok. Ağaçlar eğik ve kökü yok. Sanki depremde sökülmüş, öylece kalmış bir yanda. Figürler iki boyutlu. Hareketsiz. Şaşırmış donmuşlar. Robot var orada, insan değil. Ev yan yatmış. Minik ve toprağa batmış sanki yarısı. Mekan düz renkli. Tek boyutlu. Işıksız. Belirli bir yer değil. Bilinmiyor…Kısaca, bu betimlemenin deprem sonrasından farkı ne? Göç, zaten bir depremdir.


BURAYA STAD MI YAPILMALIYDI? 

Doğa sundu bu güzelliği, insan yok etti: Bunu yapanlar insan mı? 

- Kitabında, sanatından söz ederken; “doğadaki zıtlıkların dengesi, yaşamımızı kolaylaştırıyor.” diyorsun. Bu anlayışını Kıyı okurlarıyla paylaşır mısın?
- Zıtlıklar…Tanımlayalım önce: Sıcak-soğuk, beyaz-siyah, üst-alt, sevimli-korkunç, güzel-çirkin, çok-az, zengin-yoksul, hızlı-yavaş, çalışkan-tembel, yukarı-aşağı, işçi-patron, kararlı-şaşkın… Farklı alanlarda pek çok zıtlık var. “Zıtlıkların bütünselliğini” öneriyorum. Bu zıtlıklardan biri olmazsa, yaşam durur. BİR ÖRNEK Mİ: Her şey sıcak olacakmış, küresel ısınma ile dünya çölleşecekmiş. İşte doğanın dengesizliğinin sonucu. Oysa dengesi, yaşamımızı kolaylaştırıyor.
Bu örneği çeşitli alanlarda sürdürelim:
Ben; “demokrasi, fabrika ile gerçekleşir” sözünün gerçekliğini doğru bulanlardanım. Bu ne demektir? Fabrikadaki zıt iki güç, bir arada haklarını yaşama geçiriyorlar. Sözlerini söylüyorlar, karşı taraf dinliyor. Beğense de dinliyor, beğenmese de. Anlaşıyorlar, anlaşamıyorlar. Uygarca, ötekini düşünerek…Buradaki denge, her iki tarafın dışarıdaki yaşantısını kolaylaştırıyor. Biri olmazsa, orası yoktur.
Sanatımdaki yerini de açıklayayım: Kompozisyonumu, düz ve devinimli yüzeyler üzerine sererim. Geniş-dar, büyük-küçük, sivri-yuvarlak kurarım. “O an”daki kanımın ısısının katkısı, doğaçlama gelişir. Birikimlerim yön verir zıtlıklarıma. Düz alanlar ışıksızdır. Bol boyalı alanlar, yaşamın güzellikleridir. Tümüyle düz, ya da tersi; tümüyle hareketli yüzeylerin biri olmazsa orası yoktur. Boyanın miktarı, sıcak-soğukluğu, lekenin açık-koyuluğu, zıtlıkların bütünselliğine dayanır. İçeriğinin yaşamdaki varlığı ile teknik olanaklar da bütünleştiğinde denge kurulmaya başlamıştır. Bu ise izleyicime bağlanmaya başlamış olduğumun işaretidir. Ben tek olamam. İzleyicim de tek olamaz. Bir arada yaşamaktır, yaşamımızı kolaylaştıran.
İşte; her zıtlık yaşamımızı kolaylaştırıyor.


Öğretmen Okulunda Çıkardığımız gazete-dergimiz

- Trabzon Öğretmen Okulu'nda birlikteydik. Sonra, İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü, ardından MÜ AEF Resim Bölümü, öğreniminin son basamağı İTÜ SBE'de yüksek lisans. Kitaplar, sergiler…Güzel resim yapıyorsun, desenlerin güzel; kurgulama ve tasarım da öyle. Şiire de gönül veriyorsun; özlü sözlerin var; düzyazılarda kalem oynattığın oldu; bir de fotoğraf sanatı…ve kaval koleksiyonuna sadece bakmıyor, ustalıkla çalıyorsun. www.tsanat.com ile dünyaya açılıyorsun. Yaptıklarını düşündükçe, kapatılmalarıyla, ülkenin eğitim öğretimine yapılmış en büyük hainlik olarak kabul ettiğim Köy Enstitülülerini anımsıyorum. Böyle bir rüzgârla mı savrulmaktadır yüreğin, beynin ve sanatın?
- Bu konuda da aynı düşünüyoruz. Evet bir ihanet var, köylülerimize, yurdumuza. “Yoksulluk diz boyu” edebiyatı yaygın yurdumuzda. Ama bir bakalım: Köy Enstitülerinin kapatılmasına hazırlananlar, Recep PEKER'e 1947 de ne yaptırıyorlar. Başbakan Recep PEKER IMF'ye 43 milyon dolar katılım payı ödeyerek üye oluyor. ( Bu parayla Türkiye kalkınırdı elbette. Bunu Recep PEKER dahil tüm yöneticiler biliyor zaten. Bu gün özelleştirmelerle birlikte düşünülünce işte durum aydınlanıyor. Elbette Köy Enstitülerinin aydınlığından çıkarları bozulanlar, önümüze milliyetçiliği, cinayetleri, dinciliği, seçim barajlarını, yasa dayatmalarını, bölgeciliği sürerek bizleri oyalamaktadır. Birbirimizle kavga ederken; onlar, zamlar, işsizlik, SSK oyunları, rant, vb. ile sömürülerini azgınca artırmaktalar...)
Köy Enstitülerinin yerine kurulan öğretmen okullarını başarılı bulmayanlardanım. Uygulama alanları (yaşamın ortası) yerine, bina içine yani dört duvar arasına alındı. İnsan doğadan koparılınca, ancak buncağız olabilir. Ortam demokratikleşmeye yüz tutmuştu da biz okuduk tartıştık çalıştık, bu kadar gelişebildik. Okullar; bina, program ve öğretmen kadrosunun olumluluğu ile başarılı bireyler sunabilirler topluma. Bu da yasama ve yürütmenin yapısı ile ilgilidir. Bizim ise, öğretmenlerimiz başarılıydılar. Onların bir kısmı Köy Enstitüsü kökenliydi. Onlara Köy Enstitülerinden taşıdığı rüzgâr bizi de serinletti elbet; ama yetmedi işte, bazı yeteneklerimizin gelişemediğini görüyoruz. Bu konumda, bireye sorumluluk düşmektedir. Kendisini bir çiçek sayıp, kırılganlığını da güzelliğini de tanıyıp, kendini beslemesini bilmelidir diyerek kolaycılığa sığınmayalım: “bilecektir.” Ben harçlığı bile olmayan, babası 12 yaşımda iken ölen biri olarak bu düşüncelerle davrandım. Daha çoğalmaya, güzellikleri üreterek yarınlara bırakmaya çabalıyorum. Yarınlara güzellikler kalacak.
- Türkelli, sende bir tutku. Web sitende önemli bir yer tutuyor. Türkelli'ye ilişkin bir şiirinin bir bölümü şöyle:

Oy Türkelli (aynı adlı şiir dosyamdan)
“oy türkelli dediğim
beşikdüzü köyüdür 
çay ile trabzon'a 
fındığın türkiye'ye 
söylenen türküsüdür 
sis dağı gelinidir 
kadırga uzun aşkı 
dünya'ya kemençeden 
açılan bir öyküdür 
açılan bir öyküdür”.

Bu tutku, salt oralı olmaktan mı kaynaklanıyor; yoksa doğasıyla, sosyal yapısıyla, kişiliğini ve sanatını etkileyen apayrı bir yönü mü var Türkelli'nin?
- Ben, beni işlemeye çabaladım. Ancak, 'Ben'deki özü yaratan yer Türkelli. Canıma can katan suyunu, o dağlar verdi. Kanımı canlandıran meyveler, lahana, mısır; çimenine uzandığım, oynadığım topraklar Türkelli'de. İlk öğretmenlerimle, Türkelli İlkokulu'nda karşılaştım. Birlikte taş taşıdım sevgi dolu insanlarıyla. Kemençeler eşliğinde su yollarında çalıştık dayılarımla, bibilerimle. Fideler dikip aşı yapmayı Türkelli'de öğrendim. Sığırlarını otlattım, buzağısını doğurttum. Kaval yapıp çaldığım imeceler Türkelli'deydi. Arkadaşlarımla çimdim derelerinde. Çok sevdiğim teyze çocuklarımla burada kavga ettim. Beş yaşında keseri elime burada tutturdu Ustam babam. Sis Dağı Yaylası'na, Kadirga Yaylası'na buradan yürüdüm otçularla. Okumamı sağlayan, ısırgan otu Türkelli'deki evimizin önündeydi. Babamın ölümünü burada yaşadım. Burada aşık oldum…
Daha ne versin bu güzelim topraklar…Köyüm Türkelli'yi seviyorum.

- Güzel değer bilirliğin ve sadakatin doruğu. Peki, sen Türkelli'ye ne verebildin ?

- www.turkelli.com sitesini yapıp Türkelli'ye armağan ettim. Kadirga Otçu Belgeseli, Oğuz Müzesi gibi başka hayallerim var. Ama olanaklar ve zaman…

(Not:1-Oğuz Müzesi girişimi sağlandı. Oğuz Belediyesi binasında kurulan bir yerimiz var. Ancak Belediyemiz kaldırıldı. Şimdi Oğuz Müzesi'nin yeri ne olacak, bilmiyoruz. Durum belli olunca bir çözüm arayacağız.

2- Türkelli Karma Fotograf sergisi Istanbul, Trabzon ve Türkelli'de Zekeriya ve diğer dostlarımızın gayretleri ile gerçekleştirildi)

Yeni kar fotografları : TURKELLİ2014

Türkelli'deki FOTOGRAF SERGiMiZDE  Trabzon'lu dostlar

- Resim-İş öğretimiyle ilgili kitapların var. Bu kitapların Resim-İş öğretimindeki yerinden söz eder misin ?
- İlkokul öğretmeni ( sınıf öğretmeni ) en çok yorulan / yorulması gereken insandır. Hatta kendini geliştirmesini de en çok bu insanlar bilmeli. Çünkü ellerine teslim edilenler, dünyanın en güzel varlıkları. Bu yıllarda okudum Eğitim Enstitüsü Resim Bölümünü. Aynı zamanda öğretmendim. Görüyordum ki; ki öğretmenler resim yaptırmıyorlar öğrencilerine, diğer derslerle uğraşıyorlar. Beden Eğitimi ve Müzik dersi de yapmıyorlar. Bakınız Köy Enstitüsünü kapatmanın nereye uzadığına böyle tanık oluyoruz. Bu üç ders yaşamın kaynağı ve kendisidir. Öğrenciye bu dersleri yaptırtmamak, onu yaşamdan koparmaktır ki bunun diğer adı da ihanettir. Öğretmenler resim derslerini işleme tekniklerini de bilmiyorlardı. Bana yalvarıyorlardı: Ne olur ders değiştirelim ya da bize öğretin. Çünkü benim öğrencilerim Japonya'dan Çekoslovakya'ya resim ödülleri alıyorlardı.
Resim ders programları, diğer ders programlarına göre en iyi düzenlenmiş durumda olanıydı. Hatta öğretmene, bağımsızlık tanıyan eğilimi vardı. Böyle olmasına karşın yetersizdi. Bu düzeltilmeliydi. Açtım çocuk resimleri arşivimi, renk psikolojisi, çocuk psikolojisi, yeni teknikler, çocuk resimlerini okuma, dünyadaki farklı uygulamalar...
İşte “6-14 Yaşlarında Resim-İş Eğitimi” adlı kitabım doğdu. Öğretmene, öğrenciye ve veliye yönelikti. Bu alanda boşluk vardı zaten. Yüksek lisanstan sonra orta öğretime geçtim. Orda daha kötüydü durum. Fakülteler branş eğitimi vermişlerdi oysa. Öyle öğretmenler vardı ki; çizgileri 9 yaşında bir çocuğun seviyesinde, öğretmenlik bilgileri ise öğrencisinden az. Bu öğretmenler çoğunluk, 12 Eylül sonrasının Eğitim Fakülteleri mezunlarıydılar. Böylece “14-18 Yaşlarında Resim” adlı kitabımı da yazdım. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden öneriler ve teşekkürler aldım.
Kurumlar kulağının üstüne yatmışlardı. Şimdilerde uyanmışlar, kalan güzellikleri de kazıyıp, siliyorlar. Çocuğa yapılan yatırım, geleceğimizin düzeyidir.

Babamın yaptığı va hala yaşayan ahşap kapımız Toprak ve ben

 - Kızın Toprak'la yaptığın tv programları ilginç olmalı. Bu tür programların çocukların estetik duygularının gelişmesindeki ve resme gönül vermelerindeki katkıları nelerdir?

- Kızım Toprak özgür, özgün, özellikleri olan çocuktu. 5,5 yaşında kendi başına okumaya başladı. 6 yaşında Ankara Atatürk Müzesi'ne bir resmi kabul edildi. Şarkıları bir kez çalınınca, söylemeye başlar. Erkek arkadaşlarına ağaca çıkmayı öğretir. Kulakları, koltuğun arkasından geçen böceğin ayak seslerini duyar. Gitarı kendi başına öğrenen bir yetenek. Sonunda tiyatro-müzik-dans üçlüsü ile yürüyor. Böyle özelliği olan çocuklarımızın sayısı çok fazla. Ama onları taşımak gerekir yaşama.
Toprak için öğretmenleriyle çok cebelleştim. Çocuklarımızı savunmalıyız. Bunları söylememin nedeni, velilere yönelik bir öneri. Bakın memur çocuklarına, önde giden biri zor çıkar. Memurların kuralcı dünyaları, özelliklerini tırpanlar çocukların.
TV programları da bunlardan biri. Toprakla beş - altı çocuk vardı. Resim çalışmalarımızda; hazırlık, konu seçimi, tasarlama - uygulama, değerlendirme ve sunma aşamalarını canlandırdık. Bu programları izleyen çocuklar ve bazı ailelerden övgüler aldık. Başka bir kanalda resim diye, bir Fransız illüstrasyon uygulamasından kurtarmışız onları. Türkiye'de bu işi bilenler kalmamış da, üstelik resim yapıyor diye insanlarımıza yanlışı gösteriyorlar.
Bu aşamadan sonra işte senin söylediğin duygu gelişimi başlamaktadır. Önceden tekniği, içeriği belirlenmiştir. Konuşulmuştur. Özgür bir ortam sağlanır. Seçeceğine ve uygulayacağı tekniğe kendi karar verir. Bu tip çalışmalar yaratıcılığı da tetikler. İncelikleri, estetik duyguları geliştirir. Giderek çalışma ortamındaki diğer çalışmalara ve çalışanlara değer verir. Disiplinli bir çalışma sonunda işini bitirir. Değerlendirerek, izleyicilere sunulacak olanları dosyalar. Toplanır.Üretilen ise özgündür.
Bu anlatılanlara “iş disiplini” diyoruz. Yaşamanın tadını alma disiplini…

Berkin Elvan anması-Kadiköy (Polis karışmadıkça olay olmuyor) Fotografim afiş oldu

(Bu fotograflar 2014 de eklendi)

- Sevgili Şakir, resim ve desenin yanı sıra miting afişlerin de var. Mitinglerdeki karşı koyuş desenlerine de sinmiş. Sanatı, bir kabulleniş olarak algılamadığın biliyorum. Sanatta karşı koyuş ya da karşı duruş nereye kadar?
- Sanat yaşamın içinde. Yaşamdaki seçimim sanatımdır. Yetişebildiğim tüm mitinglere giderim. İki yanı var katılmamın. Karmaşık, iç içe iki özellik. İlki, sanatım için biriktirmek üzere giderim… Algılamalarım, deneylerim elbette birikimlerimdir. Bu birikimlerimin sonucu nereye varır, çalışmaya yönelince belli olur: Resim olur, şiir olur, heykel olur, düz yazı olur, kitap olur. Biriktirmeden sanat olmaz. İkincisi, Fotograf çekmek…Fotograf sergisi, sunumu ve arşivleme için. Bu fotograflarımdan bazıları kartlarda ses oluyor, bazıları evlerinizde benim gözümden baktığınız pencereniz. Bazıları da afiş, yeni mitinglerde bayrak olarak yaşamayı sürdürüyor. Burada bilinmesi gereken kanımca şu: Sanat; yaşamın ütopyacı yanıdır. Sanat aykırıdır, muhaliftir. Hangi sistem olursa olsun. Dikkat edilsin; düşman değil. Sanatın muhalif oluşu, yaşamın güzelleşmesi, gelişmesi için önermeler demektir. Böyle okunmalıdır. Tarihte bunları doğru okuyanlar başarılı, anılan, yaşayan liderler olmuşlardır. Her liderin sanatçıları olmalıdır. İşine gelmediği için, bildiği anladığı halde, inadına sanatçıları düşman sayanlar da var. Yetmedi deyip sanata, başka misyonlar yükleyenler de. Hatta sanatçıları şarlatan / memur sananlar da...
Olsun. Kendileri bilir. Biz yaşamın tüm alanlarını, her şeye karşın güzelleştirmeyi sürdüreceğiz. Yaşam, tüm insanlığın oluncaya değin. Ondan sonrası da var; yaşam seviyesini yükseltme sorumluluğu…

- Web sitende “Türkelli”den “Tünyaya” sesleniyorsun. Dergimiz aracılığı ile, kültür sanat bağlamında, Trabzon'a, Trabzon'dan Türkiye'ye ve Türkiye'den dünyaya, kısaca, hangi iletileri göndermek istersin ?
- En zoru bu; özet ve kalıcı ileti, özetlemeye çalışayım:
*Türkelli köklerimin su aldığı toprak. Köksüz ağaç yaşamaz.00-7 yaş arasındaki köklerimizi (yaşadıklarımızı, yeteneklerimizi, toprağımızı, suyumuzu…) bilmeliyiz. Bizi çeşitli nedenlerle köklerimizden koparıyorlar, göçüyoruz. Olsun unutmadan aramaya devam, dönelim.
*Köklerimizi aramak, yeteneklerinizi tanımak, onu işlemek geliştirmek demektir. Bu gelişme başkalarının bize biçtiği giysiyi değil, bizim seçtiğimizi giymek demektir. Her bireyin mutlaka farklı özellikleri vardır. Yaşama tutunacak dalları olacak ağacı büyütecek, bu toprağı sulamalı her birey.
*Hangi koşullarda olursak olalım, sanat tutunacağımız en sağlam daldır.

- Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim
- Ben de çok teşekkür ederim. Kolay gelsin.

26. Söyleşi. Kıyı kültür sanat dergisi

Sanatta 50. yıl

REDFOTO

Intert.Press Card

 

Türkiye Gazeteciler Sendikası

 

International Press Card

(Uluslararası Basın Kartı)

Sosyal Medya

 

DİL ÇEVİRİCİ

Turkish Chinese (Traditional) English French German Greek Italian Japanese Lithuanian Portuguese Russian Spanish

Klasik Müzik ve Dilli Kaval

In order to view this object you need Flash Player 9+ support!

Get Adobe Flash player

Powered by RS Web Solutions

In order to view this object you need Flash Player 9+ support!

Get Adobe Flash player

Powered by RS Web Solutions

In order to view this object you need Flash Player 9+ support!

Get Adobe Flash player

Powered by RS Web Solutions

SAYAÇ

Makale Görünüm Sayısı
1860378

5 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Buradasınız: Anasayfa RÖPORTAJLAR Zekeriya Saka