Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 


Fındıkta Adalet Mitingi-Giresun.2017

Fındıkta Adalet / Yaşamda adalet !


CHP, duvara söylemek istedi. Ama fındık üreticisi alandaydı.

Miting bilgisi, medyada paylaşılınca eskilere gittim. Sanırım Ordu’da, Fatsa’da fındık mitingleri yapıldı. O sıralar Foto Muhabiri değildim. Bu kez mutlaka fotoğraf çekmeliydim. Giresun yoluna düştüm.
Ordu’da Yusuf Kır arkadaşımı 50 yıl sonra kucaklayacağım. Giresun’da Hilmi Taşkın arkadaşımla yol yürüyeceğim. Köylüm, belediyemizin eski başkanı Şakir Yenigün kesin gelir, görüşürüz. Birde “Fındıkta Adalet” yürüyüş ve mitinginde fotoğraf bulursam işte yeter. Az da Giresun özelinde fotoğraflar. Eee fazladan güzel olur.


Sabah 05.50 de Giresun’dayım. Otogardan denize doğru yürüdüm, turuncu güneşi yakalarım diye, beş dakika içinde sarıya döndü. Olsun. Başka zaman. Dolmuşla kale önüne geçtim ve kaleye çıktım, yürüyerek. Yoruldum. Yorgunluğa değdi. Giresun’da ne öyküler var Kurtuluş Savaşı’ndan günümüze. Ama bu günün gerçeklerinden söz edeceğimden başka zamana kalacaklar. Ara sokaklarda harika fotoğraflar var. Taş binalar, Rum evleri… Ne yazık ki; yeni yetme apartmanlara burada da yenilmişler. Geleceğimize yazık oluyor. “Toprak nefes alamazsa, insan da alamaz.”

Sahilde kahvaltılık yer aradım, yok. Bilmediğimden taksicilere sordum. 10TL.mi almak için yaptıkları çabayı-konuşmalarını yutmuş gibi yapıp, bindim. İşsizlik çok her yerde. Geldim. “Giresun Öğretmen Evi.” Çok güzel bir kahvaltı, 10TL. Sivile de açık. Sonra yürüyerek 8 dakikada o taksicilerin durağına vardım.


Öğleye doğru Hilmi ile buluştuk. İyi bir eğitimci, iyi bir yurtsever Hilmi. Hoş bir sesi var, yıllarca sunuculukta işe yaramış. Giresun’da seviliyor. Akıllı bir gazeteci.(Giresun Gündem Gazetesi ve Güncel Bakış) Yıllardır burada etkinlikler yapmış. Sokakta çok kişinin “merhaba” sesi, insan olmasını da açıklıyor.
Yusuf’a Ordu’ya gidemedim. O geldi Giresun’a. Yusuf çok çile çekti emek uğruna. Çok ince bir öğretmen. Ordu-Çambaşı Yaylası’nda, gece, lüks lambasıyla alabalık avına götürdüğü günlere gittik. Topluma giydirilen Amerikan Çuvalının etkilerini yaşadığımız günlere geldik. Ne çok konuşacaklarımız var. Süre yetmiyor ve sıkı sıkı kucaklaşarak, ayrılıyoruz. (Aaaa, ikisiyle de bir fotograf bile çekmedim, ne dalgınlık) İnsanın insana güvenmesi gerek, ihtiyacımız var buna.

Hilmi ile yürüyüş yerine vardığımızda bir olumluluk gördük: Coşku yüksek. Ama diğer konularda hayal kırıklığı başladı. Kimin ne yaptığı belli değil. Eyleme hazırlık yapılmamış. Acele edilmiş gibi bir görünüm var. Kimisi yürüyüşe, suda dinlenerek hazırlanıyor. Güvenlik kuvvetleri ise gereksiz önlem alıyorlar. Eyleme katılacaklara engel olmak; ne bileyim gözdağı gibi izlenimi veriyor. Gerçi; çok sayıda milletvekilini korumaya yönelik bir çaba da var.

Bu yürüyüş ve miting yıllardır CHP’nin yapması gereken çalışmalardandı. Sürekli bu tip etkinliklerden kaçıyor. Ne oldu, parti içinde neler oluyor bilemem ama, yıllardır miting fotoğrafı çeken gözlerim başka şeyleri de görüyor:
Örneğin, Adalet yürüyüşü, “Kılıçdaroğlu alınacak” denen günlerde yapıldı. Bu yürüyüş ise avukatı alınınca. Bana göre CHP halk için, fındıktaki sömürü için yapmadı bu eylemi. Kendi içindeki çelişkiler buraya sürükledi. Halkı oyalıyor. Kısaca göstermelik. Bazı pankart ve sloganlar sömürüyü dile getirdiler de fındık üreticilerinin sesi oldular. Fındığın maliyeti 8.75Tl. Satış 8TL. İtalyan FERRERO ile yerli yöneticiler kol kola imiş, böyle olunca üretici kaybediyor. Yerli işbirlikçilerini halk tanıyor. Bu yüzsüzler, halkın yüzüne nasıl bakabiliyorlar? FERERO ile el ele olanların yürekleri, yukarıdaki fotografa bakın:DUVAR

Tek slogan vardı: “FINDIK, EMEK,EKMEK DEMEK”

 


Mitingin ikinci olumluluğu da bu oldu.
Örneğin; halkın gözünde kredi kazanmak, iş içinde görünmek için bu eylemi yapıyor diye söylememizin nedeni şu: Ordunun sınır eylemleri için yapacağı harekat için 23 Eylül 2017 günü Meclisteki oylamada evet dendi. Komşularla sıfır sorun diye yola çıkıp, her komşu ile kavgalı olmanın yaşandığı günlerde CHP’nin gerekçesi, “ülke için.” Ama bu “savaşa evet” değil mi? Daha önce farklı bir dil kullanılarak “Senin hiç bir işini ve sözünü doğru bulmuyorum” sözleri neydi?
Örneğin, bir kurum hele de bir parti eylem öncesi hazırlık yapar. Partisinde toplanır, katılımcılara ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını anlatır. Bu yürüyüşte hiç böyle bir şey yok. Burada düzeltilmek isteniyor. Ama çok zor. Yürüyüş koluna katılan insanlar, ya en önde kendi başına yürüyor ya da bir milletvekili ile tokalaşmak için ileri atılıyor. Bazı uyarılara uyanlar oldu. Ama bizi bu kadar sıkmayın, yürüyoruz işte diye söylene söylene aldırmayanlar da! Kaldırımdan inmeyen, yürüyüş koluna katılmadan kendi başına yürüyenlerin ilk eylemleri olabilir. Ancak uyarılara uymamak, nasıl bir düşüncenin gerekçesi olabilir? İşte böyle.

 
Kısaca; görevli milletvekillerinin onca çabaları boşa gitti.

Yürüdükçe, Giresun'un önemli sorunlarından biri de göründü: Irmakların toprakla dolması: Sinek, sel, hastalık ve daha bir çok yerel sorun kaynağı.

Miting alanına yaklaştık. Hızlı yürümekten sanırım; bacaklarıma kramp girdi. Yürüyemiyorum. Yavaş yavaş ayrıldım. Bir çay evinde buz uygulayarak azıcık dinlendim. Geçti. Miting alanına geldim.

Burada da coşku yüksek. Katılımcıların sayısı 9-10 bin bana göre. İki üretici konuştu. Kılıçdaroğlu yürüyüş koluna katılmadı ya da ben göremedim. Konuşma yapacak, buraya gelebilir. Geldi. Konuşma yaptı. Altı önerisini açıkladı. Konuşması çok tutarlı. Ama uygulama alanı bulmalı, yıllardır da bulamıyor. Tutarsız olan bir parti, halkın güvenini kazanamaz.

Nedeni ise tarihsel olarak açıklanabilir. Süleyman Üstün Hocamızın bir örneğine burada yer verelim, kendisini saygıyla anarak: Sosyal demokrat parti, hem işverenden hem üreticilerden oluşan bir partidir. Denizde iki kayığın yan yana ilerlediğini varsayalım. Bir kayık patronun, öteki kayık üreticinin-işçinin olsun. Bu iki kayık zıtların birliği koşulu nedeniyle yan yana yürürler hayatta. Birlikte üretmek durumundalar. Zaman zaman kavga ederler ya da anlaşırlar. Sosyal demokrat partiyi de bir adam varsayalım bu örnekte. Bu adamın bir ayağı patronun kayığındadır, bir ayağı ise işçinin kayığında. Bu adamın tek amacı; iki kayığın yan yana yürüyebilmesidir. Yan yana yürütmek zorundadır. Eğer bu iki kayıktakiler kavga eder birbirlerinden uzaklaşırlarsa (Sosyal Demokrat Parti’nin) bacakları ayrılır çatısı parçalanır ve denize düşer. Yani boğulur, yok olur. CHP’nin bu örneğe yakın bir süreci yaşaması çok olağan. Ne zaman emeğin yanında yer alırsa oyları artıyor. Vatandaş ise; emeğin yanında yer almasına kanıyor, emeğin partisi olduğunu sanıyor. Oy veriyor. Oysa emeğin partisi, sosyalist ya da komünist partidir. Dünyada böyle olmuştur. Tarih böyle yazmaktadır.

İlk kez bir mitingin süresini beğendim. Yarım saat. Başka mitinglerdeki saatlerce konuşmayı hiç anlamam. Belgesel çekenlere dönük bir uygulama olarak düşünürüm. Miting katılımcıları bu konuşmaları dinlemez. Kaç kişi konuşur ayrıca. Konuşma yerine sazlı sözlü, moral depolama olsa neyse. Kemençe ile horon olmalıydı Giresun’da. Ne güzel olurdu be! Kaldı ki; dönüş yolu uzak olanları da düşünmek gerek?


Şakir Başkanla görüştük, köye gidelim dedi.  Ama plansız bir gidiş olunca çok kalırım oralarda. Şakir Başkanı uğurladık. Haaa! Unutmadan. Giresun’da balık-rakı yapacağım. Balık mevsimi açılmış, harika bir gün. Hak ettik ama.

Hilmi Hocamla buluştuk. Önce dönüş bileti ayırttım DüzceGüven’den. Bundan sonrası Hilmi Hocamın yön vermesine bağlı. Oteli belirledik. Dediği gibi; denizi gören, temiz ve çok güzel bir yere gittik. Masalar dolu, ayrılmış, pencere kenarı yok. Garsona; “İstanbul’dan gel, içerde bir yerde yemek ye.” Dedim ya, hemen bir masanın ayrılmış tabelasını kaldırıp, bize yer açtı. Sevindim. Gecenin deniz görünümü de bir başka çünkü. Günün yorgunluğuna bir yudumla başlayıp, hamsi ile devam etmek. Balık-hamsi gerçekten harika. Hilmi’nin sohbeti de çok güzel. Daha önce oturmamıştık, bana soran gözlerle bakıyor. Denetliyor. Sonra rahatladı. Geç kalmadan çıktık. Bir türkü evinde türküler dinledik. Hilmi’nin yarın planlanmış işi var. Ben de uykusuz. Yarın erken dönemeyebilir. Kucaklaştık.

Otobüs sati olan 18.30 a değin ne yapayım? Önce gazetelere baktım. Üç farklı gazete okudum. Aynı haber için nasıl da üç farklı dil. Medyanın kirliliğini temizlemek için uzun süre gerek. Kapitalizm, kirlilik ister, kirlilikte gizlenir, kirlilikten beslenir.
Giresun’da yakın yerlerde fotoğraf aradım. Dün bir balıkçı ile konuşmuştuk Hilmi ile. O’na gittim. Çok teşekkür ettim önceden. Beş kilo hamsi, bir kilo palamut hazırlattım. Düzce’ye götürmek zor değil. Kızım da gelir yakında…
Saat geldi, otogara gittim. Bilet alacağım. Öyle bir yer yok. Ne? 444…Aradım. Falan, filan… Aaaa! Kaldım Giresun’da. Sağa sola baktım. Kamil Koç var karşıda, gittim. Genç bir arkadaş ilgilendi. “Size İstanbul arabamdan yer verebilirim, başka yerim yok.” Hemen aldım. Yabancılığımı fark etti. Bagaj verirken yanıma geldi. Söyleştik kısaca. Yakın bölgenin sorumlusuymuş. Sıcak, huzurlu biri. O kısacık sürede, kaynaştık. Fotograf, insaniyet, güzellik… Biz sanatçıyla tanışmıyoruz ki her zaman demesin mi! Ayrılışta tokalaştık bile. Sağol Fatsa’lı arkadaş. Bundan sonra öteki otobüs firması yok; Kamil Koç var…
Otobüs ile gidiş ve geliş yolunda koltuğum arka sıralardaydı. Motor ve teker sesine uyuyamadım. Akşama düşerim artık. Olsun hamsi-rakı var.
Yeni güzelliklere…

"Türkelli'den Tünya'ya bir Damla T"

Sanata dokunmaya devam. 

Sanat; güzel duyguları geliştirir. Güzellikleri görmeyi, aramayı ve üretmeyi etkinleştirir. Güzeli üretirken, güzel insan oluruz. 

GÜZELLİKLE...

Tsanat / Şakir Sağlam

Dil Çevirici

trzh-TWenfrdejalvrues
Turkey 45.9% Turkey
United States 32.8% USA
Russia 14.6% Russia

Total:

58

Countries
2465835
Today: 1