Resim Denilince, Ne Anlıyoruz?

Resim nedir?

Resim dediğimizde ne anlarız?

Resim sözcüğünün dil karşılığını aramıyoruz. Anlamsal değil irdelediğimiz, Görsel olanı tanımlamaya dair çabamız. Resimsel olanı yazalım istiyoruz.

Resim el ile yapılan çizgisel ve renkli çalışmalardır. Burada belirtilen resim; çizim ve rengi kapsamaktadır. En genel tanımda duralım. Yani makinenin yaptığına resim diyemeyiz. Makine çizip boyayabilir mi? Olabilir. Yapılan çalışma, o işi yapan makine ile adlandırılır. Fotograf makinesi ile yapılıyorsa FOTOGRAF denir.

İşte burası ayırım noktasıdır. Fotograf farklı bir iş, resim başka bir iştir. Daha başka söylersek: MAKİNENİN YAPAMAYACAĞI, RESİMDİR.


Şu iki örneğe bakalım:

İki çalışmada temel fark, ilki el ile yapılmış, ikincisi fotograf makinesi ile çekilmiştir. Demek ki bu net bir ayırımdır. Biri RESİM, ikincisi de FOTOGRAF tır. Bu farklılık netleştiğinde bazı soruları gene sorabiliriz. Fotograf gibi resim yapılmaktadır. Ona ne diyeceğiz? RESİM diyeceğiz. Çünkü el ile yapılıyor ve ne denli benzetilmeye çalışılsa bile, asla fotograf olamaz. Fotograftan yapılanlar da resimdir. Böyle olsa bile, incelendiğinde fotografa benzemeyen çok yer bulunabilir. Resim eğitimi sırasında, resimlerden kopya yapılmaktadır. Bu çalışmalar birer okuldur, çalışanı -alabiliyorsa- çok geliştirir. O yapılan kopyalarda bile sayısız benzemeyen yerleri bulabiliriz. Diyebiliriz ki, RESİM FOTOGRAFTAN FARKLIDIR.

Resim diyebilmemiz için, çizgi ve renkten birisi ya da ikisi ile çalışılması gerekmektedir. Bu mağara resimlerinden günümüze böyle ola gelmiştir. Günümüzde DIGITAL RESİMLER yapanlar da bulunmaktadır. Böyle çalışılanlar da resimdir. Bu konuyu DIGITAL FOTOGRAF ile karıştırmamalıdır. Çünkü fotografın tüm görselini makine tamamlamaktadır. Bilgisayarla da çalışılmış olan DIGITAL RESİMLER in tüm görselini makine tamamlamıyor, insan eli tamamlıyor.

Burada asıl bir konuyu açmamız gerekmektedir. Elle yapılan her çalışma resim midir? Evet, RESİM dir.

Başka bir soru daha sorulmalıdır ki, resim dediğimizde ne anlayacağımızı netleştirelim:

Her resim sanatsal değere sahip midir? HAYIR! İşte asıl burada büyük bir ayırım yaşamaktayız.

Pekiyi, resmin sanatsal değeri olabilmesi nelere bağlıdır? Bakalım.
• Fotograftan farklı olmalıdır.
• Biçimsel yapısı el ile yapıldığını fark ettirmelidir.
• Plastik yapısı olmalıdır.
• Orijinal olmalıdır. Dünyadaki tüm resimleri inceleme şansımız olsa, diyebiliriz ki; dünyadaki tüm resimlerden farklı olmalıdır.
• Üslubu olmalıdır :Ustasının kişiliğini yansıtabilmeli: Ustasının duygu, fikir, beceri, hayal gücü, içerik, biçim gibi özelliklerini bütünlüğü içinde verebilmeli.
• Çağında olabilmeli, çağını anlatabilmeli. Sanatçı toplumunun itici gücüdür. Bu sanatının da toplumundan ilerde olmasını gerektirir.

sanat galerilerinde ışık sorunu

Sergi Evinde Işık Sorunu

Bu sorunu SANAT GALERİSİ sorumluları en öne almalılar. Sundukları ürün en olumlu biçimde görünmelidir, çünkü. Elbette, evinde resim sergileyenler de düşünmeli. Bir resim deyip geçilir oysa!

Sanat Galerileri gibi, atelye olan böyle bir evde IŞIK baş sorundur. Rengi gösteren ışıktır. O halde hangi ışık seçilmelidir? Rengi en doğru veren ışık GÜNIŞIĞI dır. Her yerde gün ışığı kullanmak zorunda mıyız? Hayır. O zaman… Ne yapmalı?

Gün ışığı resimler için zararlıdır. İçindeki olağanüstü güçlü kızıl ötesi ışınlar, kimyasal olan tual ve renk pigmentlerine süreçte zarar verir. Yaşayan pigment tabakalarını yıpratır-öldürür. Müzeler bu nedenle resimleri karanlık odalarda saklıyorlar ve arada bir sergileme zamanı çıkarıyorlar. İlkelerden birini bulduk sayılır: Gün ışığı, eve doğrudan girmemeli.

Gün ışığı çeşitli yerlere vurur ve yansıma yapar. Resmin bir çok ışık alınca farklı renkte görülür, diğer alanı farklı renkte görünür. Bu durumda yanlıştır. Bir de pencere aralarına resim konuyor. Işık gözümüze vuruyor, haliyle resme bakamıyoruz ki. İkinci ilkeyi de bulduk: Yansıma ışık olmayacak.

Gün ışığı gelmeyen köşeler-yüzeyler olumlu yerler midir? Evet. Çünkü ışığı kendimiz belirleyeceğiz. Resim konacak yer, böyle gölgede ama ışık çok olmalı. Işık çok olacak demek, spot türü aydınlatmalar olacak demek midir? ASLA…Çünkü bu durumda da istenmeyen ışık resmi dolduracak ve izleyen yine görme zorlukları yaşayacak. Her şey gölgede kalacak. Spot türü aydınlatıcılar reklamı gereken yerlerde, vitrinlerde kullanılır. Resim galerisi gibi sanat evlerinde kullananlar da var ama onlar ışık cahilleridir. Resim bir vitrin ürünü değildir, aydınlatma ölçüsü olumlu olmalıdır. Üçüncü ilke de belirlendi sayılır: Doğrudan bir noktaya vuran ışık (spot) kullanılmayacak. 

İzleyenin gözüne vuran aydınlatma başka bir tedirginlik yaratır. İzleyeni kaçırır bu tür aydınlatma. Göz vurmayan bir yol seçilmelidir. Bu da bir ilkedir: Işık, izleyenin gözüne çarpmayacak.

İşte asıl soruna geldik.

NE OLACAK: GÜN IŞIĞI TADINDA BİR AYDINLATMA OLACAK

İlkeleri anımsayalım:

Gün ışığı eve, doğrudan girmemeli.
Yansıma ışık olmayacak.
Doğrudan bir noktaya vuran ışık (spot) kullanılmayacak.
Işık, izleyenin gözüne çarpmayacak.
Böyle bir yeri, içerdeki bölmelerde, salonlarda yapmak gerekir. O zaman dışardan gelen gün ışığı önlenmeli ve ışığın kaynağını salona yerleştirmeli. Işık yukarda açıklanan ilkelere göre olmalı. IŞIK TAVANA BAKAR biçimde, asılarak monte edilir.

Bu durumda:

Tavana vuran ışık yansıma ile bize döner ki insan beynine zararı da az olur.
Göze çarpmaz ki; daha rahat izleyebiliriz.
Her yer ortalama aynı güçle aydınlatılır ki; tüm renkler eşit ışık alarak daha doğru renk değerinde izlenebilir.
Günümüzdeki sanat galerilerinde bu tür incelikleri göremiyoruz. Bir zamanlar koca İstanbul’da bir yerde; Vakko’nun İstiklal Caddesi’ndeki galerisinde böyle bir incelik vardı. 2020 yılında hiç bir galeride yok. Böyle bir dertleri de yok.

Manifesto

Bu manifesto zorunluluk olmuştur.
İç hesaplaşmamın kamuya açıklanması gerekli olmasa da, sanatımda bir dönüm noktası olması nedeni ile bilgilendirilmesi, duyulan saygı gereğidir.
Önceki çalışmalarımın farklılıkları bana aittir. Zaman, arşivlerimi çalsa da benimdirler. Fikir ve yaşamımdan özlerdir. Ancak, bana ait olsalar da onlardan; severek, aklımda tutarak ayrılıyorum. Her tür figürlü ya da figürsüz, okul ya da bireysel; kişilikli sanatsal çalışmaların yaşamımızı güzelleştirmeyi sürdüreceğine güveniyorum.
Şimdi; T resimlerimi FİGÜR İLE buluşturacağım.
Neden T ve neden figür?
T biçim olarak; evrenin üzerinde durduğu dik açı, yaşamın dengesi, simetri, bir resim ve birden çok resmin tek resim oluşturması anlamlarını doldurur. Ayrıca can aldığım, yön bulduğum, güç topladığım, aşk derlediğim, biriktirdiklerimi üretime dönüştürdüğüm, aklımı sunduğum Türkelli, Trabzon, Türkiye ve Tünya adlarına, saygımın biçimsel dışavurumudur.
Figür resmi bana ne der?
Figür, her var olanın bütünüdür. Bütün içinde olumlu ve olumsuzlukları da taşır. İşte bu olumluluklarla ilgilenen, onu eviren, çeviren, üreterek yeniden yaşama sunan o enerji beni çekmektedir. Açmazlarıyla, sevgileriyle yeniden yaşamı dokuyan, güzel, çirkin, sevgili, düşman o güç beni çekmektedir. Gövdesiyle, içiyle-dışıyla bana bak diyen o güce bakmak istiyorum. Olağan üstü çekicilikleri ile dolu olan doğa, nesneler, evrenin bilinmezliklerinin içinde beni en önce meraklandıran o gücü araştırmaya yöneldim. O gücü, beyni, yüreği ve fiziğini saygı ile değerlendirmeye, araştırmaya karar verdim. O güç yaşamın öznesi, yaşamı güzelliklere doğru çeviren İNSANdır.
Bu nedenle var olan bütünler / figürler içinde insan figürü çalışmaya karar verdim. Bunun sanatsal adı FİGÜR RESMİdir. Elim fırça tuttuğunca, dilim söz söylediğince, dizim can bulduğunca kararımdır.
Kabul görmesi zorunlu değildir. Kabul olursa sevincim sınırsız olacaktır.
GÜZELLİKLE. Şakir SAĞLAM / 2001- İSTANBUL

Tresimleri Manifestosu

Suluboya Resim

Sulu boya Resim, renkli resim alanında en zorudur.

Hızlı çalışma gerektirdiğinden, sağlam bir desen alt yapısı, usta bir gözlem yeteneği gerekir. Başka sayılabilecek elemanların yanında kısaca söyleyelim dedik. Elbette kaliteli sulu boya, kağıt ve fırça da söylenmeden geçilemez. Ortak bilinenlerden biri de şudur: Sulu boya özellik olarak suludur, şeffaftır.

Tüm resim teknikleri ile çalışma elbette farklıdır. Suluboya da farklıdır.

Örneğin benim uygulamalarımı şöyle özetleyebilirim:

Hafifçe kara kalemle önce desen çizerim. Şeffaf boya altında görünmemeli. Görünsün istersem zaten sulu boya ile bir desen-resim keyfinde çalışırım.
Bol sulu çalışmak istiyorsam, kurutmak için el bezi hazır ederim.
Fırçanın bir değdiği yere yeniden değmesini istemem.
Resim kağıdımın aynısından boya karmak için palet olarak kullanırım. Böylece, boyanan resim kağıdı, aynı sonucu verecektir.
Önce uzakları, giderek yakınları boyarım.
Ve, bu sıra ile giderken, aynı zamanda açık olan yerleri önce, koyu alanları daha sonra renklendiririm.

İşte örnekler.

NOT: Bu resimler; Kemal Türkler Eğitim ve Tatil Sitesi içinde çalışıldı. Çerçevelenerek sergilendi ve Kemal Türkler Eğitim ve Tatil Sitesi’ne armağan edildi.