Dıgıtal Röportaj: Mutlu Kaya. 19.09.2018

Kadırga Otçu Şenlikleri ile ilgili Mutlu Kaya ile yaptığımız röportaj:

KADIRGA OTÇU ŞENLİKLERİ

(Oğuz köylerinde bilinenlere ve kişisel yaşadıklarıma göre yazılmıştır)

1-Bu şenliklerin ortaya çıkış hikayesi nedir?

Tarım ve hayvancılıkla geçinmekte olan Oğuz ve Ağasar Vadisi Köyleri yaz mevsimi gelince otlak-yaylak aramak için göçerler. Ağasar Vadisi’nde yaşayan halka ÇEPNİ denmektedir.

Yıllardır Kadırga Yaylası’na ve Sisdağı Yaylası’na gitmektedirler. Sisdağı Yaylası köye yakınlığı, ot ve odunun bol olması nedeniyle daha çok tercih edilmektedir. Her iki yaylanın şenliği bir başkadır. Katılanlar, gelecek yıl yeniden katılırlar.

İlkbaharın sonuna doğru, yaylaya göçecek olanlar ve köyde OTÇU kalacak olanlar Aile içinde görevlendirilir. Göç zamanı, köy topluca ve yaya olarak yaylaya gider. Ot kazmak için köyde kalanlara OTÇU denir. Mısırlar biraz büyüyünce, otlarını kazarak temizleyip, köklerini toprakla beslemek gerekir. Otçu olarak köyde kalanlar, zamanı gelince ot kazarlar ve gerekli diğer işleri bitirirler. Sırada OTÇU hazırlığı vardır. Yayladaki hasretliklere doğru yönelmiştir akıl ve yürekler. Bu duygularla hazırlıklar yapılır. Yanlarında şenlik için her şey hazırdır. Yiyecekleri, giyecekleri, kemençeleri, eğlence yapmak üzere düzenlenir.

Otçular, yolda farklı sayıda mola verirler. Mola sayısına göre kaç gün önceden yola çıkılacağına karar verilir. Hiç mola vermeden gitmeye karar verenler, perşembe sabahı çok erken kalkarlar. Yollarda molalar verilir. Kemençe eşliğinde yaya olarak gidilirken çeşme başları özellikle seçilir, horonlar tepilir, eğlenceler yapılır.

Asıl eğlence perşembe günü akşama doğru kavuşma saatindedir. Yayladakiler ve köydekilerin kavuşma günü gelmiştir. Bu hasretlik içindeki insanların heyecanları yüksektir. Kadırga’ya varıldığındaki kucaklaşmanın ve horonun keyfi ölçülemez derecede yüksektir. Bir gösteriye dönüşür. Kemençe, davul-zurna sesleri insanları horona çağırır. Sabahlara kadar sürebilir bu şenlik.

İşte bu kavuşma heyecanı ve eğlencesi, Kadırga Yaylası Obalarının katılımı ile şenliklere dönüşür. Süreçte bir gelenek haline gelir. Bu katılımcı eğlenceye OTÇU ŞENLİKLERİ denmektedir.

Bu bölge insanı önceleri Alevidirler. Sonraki yıllarda sünni bir değişim yaşanır. Ama eski geleneklerini de yaşatmaktadırlar. Bunlardan birisi, OTÇU HAFTASI sözüdür. Çepniler Otçu Haftası, dışardan olan insanlar KADIRGA ŞENLİKLERİ derler.

Ben ise, KADIRGA OTÇU ŞENLİKLERİ diyorum.

Şenlikler Cuma günü yapılır. Oldukça kalabalıktır pazar yeri. Tüm obalardan gelen otçular ile KADIRGA PAZARI HORON DÜZÜ’nde saat 10.00-12.00 arasında ortak HORON kurulur. Yemek molasından sonra saat 14.00-16.00 arası gene programlar uygulanır ve otçular dağılır. Bu saatten sonra kişiler, kişisel programlarını uygulamaya başlar.

Şenlik, farklı biçimlerde yüz yıllardır kutlanmaktadır. Bu konuda belge ve kayıtlar bulunmaktadır.

2- Orak ayının ilk cuması: OTÇU HAFTASI

Rumi Takvim ayları, Miladi Takvim aylarından 13 gün sonra başlar. Miladi ayın 14. günü olunca, Rumi ay 1. Gün olur.

Orak ayı Temmuz ayıdır. Bazı yörelerde ağustos için de kullanıldığı görülse de Temmuz ayına verilen ad olarak kullanılmıştır. 

İşte bu ay mısırların biraz büyüme ve otlarının bahçeyi sarmasına denk gelir. Mısırın otlarını kazarak temizleyip, köklerini toprakla beslemek gerekir. Bu tarih mısırların büyüyeceği tarihtir. Ot kazanlar, otçuya katılacaklarsa işlerini ona göre, gidiş gününden önce tamamlamak zorundadır. Otçu tarihi; mısırların büyüme tarihlerine göre ve ortalama bir tarih belirlenmiştir. Bu tarih Orak ayının ilk cuması ya da Temmuz ayının üçüncü Cuma günüdür.

Gelenek olarak, yıllardır otçu tarihi bu tarihtir. Böyle bilinmekte ve uygulanmaktadır.

3- Otçu nedir? Otçu yapmak, otçu olmak kavramlarının farklı anlamları bulunmakta mıdır?

Mısırların otlarını kazmak, çapa yapmak için köyde kalan ot kazanlara OTÇU denir.

Bize göre farklı anlamları yoktur. Uydurmalar, eklemeler olabilir.

Örneğin; OD sözcüğü eski Türklerde ateş anlamında kullanılır. Anam öyle derdi. “oda odun sür” demişti bir gün. ODÇU benzetmesi yapılabilir. Yani gönüllere ateşin düştüğü zaman bu şenliklere kalkışılır, yapılır. OTÇU denmeye dönüşmüştür diye yorumlayanlar da bulunmaktadır.

4-Otçular şenliklerine toplam kaç oba katılır? Bu rakam yıldan yıla değişir mi? Ya da geçmişten bugüne azalma yaşanmış mıdır?

Otçu haftasına toplam katılan oba sayısı her yıl değişir. Kadırga Yaylası’nda kaç oba varsa tümü katılır. Nüfusu az olan obalar biri ya da birkaçı birleşerek gene Otçu Haftası’na katılırlar. Otçu olarak hiç katılmayan obalar vardır. Onlar da kişisel olarak katılırlar.

Geçmişten günümüze, katılım azalmıştır, azalarak sürmektedir.

5- Otçuların ilk Şalpazarı Çepnileri tarafından kutlandığı söyleniyor. Bu durumda Tonyalılar bu şenliklere sonradan mı eklemlenmiştir?

Bu soru hakkında net bilgim yok.

6-Otçular şenliklerinin belli başlı ritüelleri nelerdir?

*Otçular, üç ana yoldan girerler pazarlığa. Taşoluk Tepesi’nden, Ali Meydanı yolundan Ve Akise Obası yolundan. Otçular kendi obalarının yönünden gelirler ve o yönden pazarlığa giriş yaparlar.

*Otçuları, “Horon Başı” yönetir. Tüm otçuların katılımı ile yapılan büyük horon halkasında bir kişinin sesi ve yönetimi yetmediğinden, yardımcıları destek verirler.

*Çalgıcıların belli bir yeri yoktur. Duruma göre her yerdedirler. Coşkuyu yükseltmek için ellerinden gelen çabayı harcarlar.

*Farklı gösteriler yapılır. Örneğin; pazarlığa inişte ya da girişte önde atlılar, arkasında tabancalılar ve mavzer tüfekliler sıralanır. “Horon Başı” emir verdiğinde önce tabancalar, sonra tüfekler ateşlenir. Bu bir disiplin içinde ve ritmik ses verecek biçimde yapılır. Yıllar öncesinde olağanüstü sayıda ve rahatsızlık verecek boyutta mermi atılırdı. Sonraları jandarma önlem almaya başladı. (2017 yılında kurusıkı ya da karışık atışa dönmüş gibidir.) Kadınlar tüfeklilerin arkasında ve erkekler en arkada sıralanır. Herkes ele ele ya da kol kola horon oynar gibi ya da ritmik adım atarlar.

*Giysiler çoğunlukla, kadınlar yerel giysilidir, erkekler siyah takım, beyaz gömlek, siyah şapkalıdır. Kiminde zıpka, kilit pantolon olabilir. Çocuklar daha bağımsızdır ama olabildiğince büyükler gibi giyinirler.

*Tüm otçularda kadın erkek karışık horon teperler. Büyük horon halkası içinde de fark etmez böyledir. Oba ayrımı yapılmaz. Usta horoncular, acemilerin kollarına girmelerini istemezler. Öyle ya da böyle; herkes, kemençe ya da davul-zurnanın ritme uygun hareket ederler.

*Kemençe ya da davul-zurna çalanlar, yörenin en namlı çalgıcılarıdır. Her isteyen otçu şenliklerinde çalgıcı olamaz. Çeşitli düğün dernek içinde çalmaları ve ustalaşmaları gerekir.

Her obanın horon gaydası farklıdır. Büyük halkada horon tepilirken, çalınan gaydalar ortaktır. Aynı anda 3-5-10-15 kemençeci olduğunda da aynı ortak gayda çalınır. Usta çalgıcılar ortak gaydaları, ustalıkla çalarlar. Bu horonun birliğini sağlar.

7-Otçuya giderken oluşturulan kompozisyon bir savaş dizilimi midir?

Böyle bir organize çalışma olduğunu sanmıyorum. Ancak Osmanlı etkisi, ya da yıllar içinde kalan özellikleri olabilir. Ancak Türk geleneğinde askeri disiplin hep vardır. Çünkü, askerlik bir Devlet Baba emri ve görevidir.

Bize göre ise; horon birlikte yapılan bir gösteridir. Birlikte yapılan her işte bir kurala uymak zorunludur. Bu kural olmazsa, horon can sıkıcı bir oyuna dönüşür. O nedenle horon tepenler (oynayanlar), birine uyacaklar ve o biri usta biri olacaktır. Bu “Horon Başı” dır.

Son yıllarda bu anlamda disiplin, azalmıştır.

8-Otçular şenliğinin ardından yayla çevresinde oluşan çöp, atık vb. malzemeler nasıl temizlenmektedir?

2017 Otçu Haftası akşamı pazaryerini görseniz içiniz sızlardı. Fotograf bile çekemedim. Cumartesi sabahı Sisdağı Yaylası Otçu Şenlikleri’ne giderken Ali Meydanı’nda, Kadırga’ya yakın bir belediyeye ait küçük bir çöp arabası gördüm. Ne kadarını taşıyabilir ki diye geçirdim içimden! “Başka belediyeler gelmiyorlar” gibi sızlanıyorlardı.

Kadırga Yaylası, her türlü soruna açıktır. Çünkü; Kadırga Yaylası dağ başındadır. Evet ortak yaylamızdır. Ama ortak olarak korumalıyız düşüncesinde değiliz. Bu bir kültür sorunudur. Hükümet ve Belediye yöneticilerinde bu kültür olsa, Kadırga Yaylası ortak korumaya alınır. İşte o zaman çöp, su, otel ve yol sorunları da ortak çözülür.

Son yıllarda Kadırga Yaylası rant ve siyaset kavgasına yenilmiştir. Bu alanı, belediyelerin ve politikacıların çıkar alanından kurtarmak gerekir.

Böyle bir çalışmaya, köylü de kentli de olamayan vatandaş çok çabuk uyar birlikte alınan kararlara. Göçmemiş, köylerinde yaşayanlar yeter bile.

9-Son dönemde horonda namahrem iddiasının ortaya atılmasının bu şenliklere olumsuz etkisi olduğunu ya da olacağını düşünüyor musunuz?

Elbette olumsuz etkilenecektir.

Kadırga Yaylası dünyada bilinen bir şenlik alanıdır. Her çıkar gurubu buraya el atmak ister. Yine tarihte bu tür çıkışlar-savaşlar vardır. Haçlı savaşları, 100 yıl savaşları, Arap istilası ve hatta yakın zamanda orta doğudaki din savaşları gibi. Nedeni siyasi rant. Vatandaşın neşesi, keyfi, kültürel etkinliği, sağlığı, şenliği gibi insani olan hizmet ve işler öne çıkarılsaydı, insanlar mutlu olurdu. İnsanlar mutlu değil. Mutsuz ve hedefsiz insan kolayca yönlendirilir. Bu tür insana, her şeyi yaptırabilirsiniz.

Bu iddia da boş ve geçersiz bir iddiadır. Meydanı boş bulan din tacirleri her şeyi iddia edebilirler. Ama insanımızın dikkatli olması gerekir. Uzun sürede de olsa, şenlikleri kesinlikle olumsuz etkileyecektir.

10-Bazı obaların artık Otçulara katılmamasını nasıl karşılıyorsunuz?

Elbette YANLIŞ.

Belediyeler arası, iller arası, muhtarlar arası, dernekler arası ilişkilerin ortak paydası KADIRGA OTÇU ŞENLİKLERİ’nde insana hizmet olmalıdır. Rant kavgası her şeyin önüne geçmesin, lütfen!

Bu bölge insanında “ben” çok geçerli bir travmadır. Önde olmalıdır. Yenik, ezik olmamalıdır. Erkektir. Her işi o becerir. Falaaaan filan. Haliyle yarışma içindedirler. Olmasalar bile, dedi kodu yaratılıp bu yarış ya da kavga başlatılabilir.

Yaşadığım birini anlatayım: Bizim otçumuza iki nedenle katılmıyordum. Biri, uzak kentte yaşayışım. Diğeri de otçumuzun horon düzüne çıkmadan, Hartama Boğazı’nda şenlik yapması idi. Bu konuyu soruşturunca karşıma, dernekçilik çıktı. Hiçbir işe yaramayan derneğin başkanı yeni öldü. Oğuz Otçusu Horon Düzü’ne çıktı. Bu böyle mi gerçekleşti bilmiyorum. Şimdi başkana mı üzülelim, horon düzünde horon teptiğimize mi sevinelim?

Bu tür yaşananlar nedeniyle de katılımlar düşmektedir.

Kim bilir obalar arası ne sorunlar yaşanıyor?

Belli ki sorun var. İnsanlar bu sorunları aşmak için çok uğraşmışlar. Aşamamışlar. Bıkmışlar. Sözünde duran insan arıyorlar artık. Dünyanın her yerinde kaypak insan tipini de özü sözü bir insan tipini de görebilirsiniz.

Buradaki sorun; özü sözü bir olan insanlarla çözülecektir.

Şimdilik çözülemediği için, çeşitli obalar otçu haftasına gitmeme kararı almışlar. Ne denebilir ki? Nacizane önerimizdir, lütfen katılın.

11-Özellikle son dönemde daha da artan iller arası yayla sahiplenme yarışlarını nasıl yorumluyorsunuz?

Tek nedeni RANT. Asla hizmet değil.

Oralarda politik çıkarlarını arıyorlar.

İki olay anlatacağım:

A-Benim köyüm OĞUZ.

Oğuz ve Ören Yaylaları da köylerimiz gibi yan yana. Kız alıp vermişiz. O kadar yakınız. Otçularımız bir arada olurdu. Köy horonlarımızın özellikleri bile neredeyse aynı. Çocukken o köye gezi yapar, futbol maçları düzenlerdik. Toplarımız kesilse de!

Ama, köyümüzün belini büken bir Kadırga Yaylası Davası yaşadık. Öyle çok para harcandı ki; ikinci bir köy kurulurdu.

Kısaca şöyle:

Ören köyünden birileri ortaya bazı iddialar atıyor. Kavgalar oluyor. Ayrılık başlıyor. Yayla Davası açılıyor.

Bu dava Trabzon-Giresun ayrılığına bile dönüştürülmek istendi o yıllarda.

Bu kavgayı-davayı başlatan kişi kabul görmese, dinlenilmese, sorun ortadan kalkacak ve iki köy gene bir arada yaylasına, otçusuna gidebilecekti.

Sonuçta, yayla davasını Oğuz kazandı. Örenliler şimdi yayladan mahrum, gidemiyorlar. Biz o zaman gençtik ve davaya karşı çıktık. Dedik ki; bir baba bir çocuğunu yaylaya gönderiyor, diğer çocuğuna hayır gidemezsin diyor. Adil mi? Adil ya da değil demediler köyümüzün usluları. Ne dediler? Gençlere “sizi gidi hainler” dediler.

Ben bu gün, aynı sözümdeyim. Çok saçma bir davadır ve tüm yayla davaları kaldırılmalıdır, bitirilmelidir diyorum. Hükümet yaylacılara yer bulmalı, tapusunu da bedava vermelidir. Herkes toprağına gidip yaylasını etmelidir. Ama barış içinde. Bunu sağlayacak hükümettir. Köylüleri bir birine düşman eden, rant sağlayan o eller bu saçmalığı bitirebilir de! Hükümet, o kavgayı başlatanı da o zaman susturabilirdi, bu günlere gelinmezdi.

Görüldüğü gibi siyasi rant, bu noktalara kadar uzadı.

B-Yayla sahiplenme dendiğinde; siyasilerin rant hesaplarını bir kenara atarak bir örnek anlatayım.

Bir insanı anlatalım:

Samimi, içten, köylüsünü düşünen, bu uğurda gerçek bir kahramanı anlatalım: Eski Muhtarımız Kazim Öztürk

Kişisel hiç bir çıkarı olmayan biri. Büyük bir payı vardır davanın kazanılmasında. Hatırlıyorum; bir parça toprağını bile satmıştı dava yollarında zorda kaldıklarında.

O yıllarda, gençlerin söyledikleri “barış içinde birlikte gidelim yaylalarımıza” fikrini kabul etmeyenlerdendi Kazim Öztürk. Ama bir çıkar hesabı yoktu.

Yayla sahiplenme böyle olur.

12-Kadırga şenliğinin yöre insanı için önemi ve değeri nedir?

Kadırga Şenliği yöre halkı için iki yönden değerliydi: Tarım-hayvancılık ve geleneksel kültür.

Tarım ve hayvancılık hükümet eliyle yok edildi. Artık hayvanı olan çok az. Onu da araba ile yaylaya taşıyor. Çevirdiği bahçesindeki ot yetiyor. Kırda ot kalmadı. Çünkü, tüm suları boruya, evlerine aldı köylülerimiz. Kırdaki hayvana, ota, kuşa su kalmadı.

Ne mi olacak? Çocukluğumuzda ne oluyordu? Otantik yaşantımızla çok daha mutluyduk. Teknoloji bu denli girmemişti yaşantımıza. Şimdi çiçek, ot yok yaylamızda. Taş Oluk Tepesi’nde birkaç kekik çiçeği gördüm de bu kez, sevindim. Çocukluğumun geçtiği bu dağları çok özlüyorum. Yatıp yuvarlandığım otlar, çiçekler yok artık. Karpuz çatlatan Oruç Bozan Çeşmesi’nin yarı suyunu evine almış birileri. İki çeşmeden biri kırık. Otlak yerimiz olan ve tahtalarla kayak yaptığımız o bayır, Çadırdüzü’nün Taş Oluk tarafı tümüyle ev dolmuş. Üstelik, beton ve çift katlı olmaya başlamış. Yakındır beton yığınına dönüşür Kadırga Yaylamız. Bakıyorum da Örenlilerin obası olan taraflara ev yapmıyorlar! En kolay, rahat yerleri seçiyorlar. Aşağı Obamız iyice boşalmış. Demek ki yayla davası hakkında söylediklerimiz doğru. Kimseyi yaylasından mahrum etmemeli hükümet.

Geriye kalıyor Geleneksel Şenlik.

Eskiden gene şenlik için gelinirdi. Otantik bir havası olurdu.

Horonlar, kemençeler, giysiler, yemekler, türküler bir arada yaşanarak kuşaklara aktarılan kültürel etkinlikti. Birlik içinde yaşanır ve yeniden görüşmek dileği ile ayrılırlardı.

Göçler insanları uzaklaştırdı. Uzak kentlerde yaşayanlar her yıl gelemiyorlar. Geldiklerinde de bir çok şeyi ya atlıyorlar ya unutuyorlar. Geleneksel heyecan azalıyor.

Çocuklarına şenlikleri yaşaması için davet eden yetişkinlerin sayısı gün geçtikçe, artıyor olmalı.

13-Eski Otçu şenlikleri ile bugünkü arasında sizce biz neleri kaybettik?

Her ülke üzerinde bir hesabı vardır kapitalizmin, emperyalizmin. Yüzyıllara dayanan hesaplardır bunlar! Dünya savaşları tam bir örnektir.

Kapitalizm kentleşme demektir.

Köy yaşamını, yerel üretimleri, tarım ve hayvancılığı bitirebilirse, insanlar kentlere göç edecekler. Bunun sonunda köy yaşamı sona erecek. Bu olgu Doğu Karadeniz Bölgesi’nde oldukça başarılmıştır. Türkiye’de en büyük iç göçü veren bölgedir.

Göçebe yaşayan insanlar bu duruma çabucak uyarlar. Toprakları dar ve zor coğrafyadadır. Hayvancılık ve tarım devlet tarafından yıkıma uğratılmıştır. Bu bölge, insanı kolay göç vermiştir. Zorunlu bir ayrılıştır. Şaşılacak bir durum değildir.

Şaşılası taraf, kente giden insanın kente ayak uyduramamasıdır. Kentli de değildir, köylü de! İşte bu orta kültürde olmak gelenekleri de etkiler.

Yani; para kazandılar, araba aldılar. Güzel. Ama dönüp geldiler ve beton evler diktiler yaylalara. O yaylalar, o dağlar; DOĞA’dır. Betonlarıyla, egzostlarıyla, arabalarıyla zarar veriyorlar doğaya.

Doğayı korumak tek Kadırga değil, Türkiye değil, bir dünya sorunudur. Doğa’da, insan, hayvan, bitki ve su ortak bir yaşam içindedir.

Kapitalizm asla doğayı koruma güdüsü taşımaz. Doğayı insan olan koruyabilir.

Bu karmaşa içinde kaybettiğimiz, unuttuğumuz önemli bir şey de yaya olarak yaylaya gitmekti: Geleneksel olanı yaylaya, yaya olarak gitmekti. Şimdi İstanbul trafiği gibi oldu. Otçular, Pazar yeri yakınına gelince yol bulup yürüyemiyor bile.

Kapitalizm elimize oyuncakları verince böyle oldu.

Değişen bir şey daha var: PROPAGANDA

2017 yılında yapılan propaganda iyice azmış. Devlet-hükümet erkanı gelip ŞENLİK ALANINI ZAPTETMİŞ. Eline mikrofonu geçiren atıyor, tutuyor, bir daha atıyor. Sanatçı adındaki çalgıcı ve şarkıcılar gibi, alanı boş bulduk deyip her şeyi dolduruyorlar kulaklara.

Olumsuz değişimden nasibini alan diğer konu ise; Müzik olmuş. Artık POPÜLİST MÜZİK baş tacı ediliyor.

Katılımın düşmesinin nedenlerindendir, bu olumsuz değişimler.

ÖNERİLERİM:

-Öncelikle, KADIRGA OTÇU ŞENLİKLERİ belgeseli yapılmalı. Her oba kendi otçu belgeselini hazırlarsa da olabilir.

-Su, çöp, tuvalet, yol sorunu hükümet tarafından ortak belediyeler eli ile çözmelidir.

-Şenlikler, içinde sanatçının da bulunduğu ortak bir kurul eli ile aslına uygun yapılmalıdır.

Şakir Sağlam