Zamanla yazı okur ya da konuşmalara tanık oluruz. Sonlarına olumsuzluklar eklenmiş olan. Örneğin; bir olay olmuş yurdumuzda, protesto edilmesi gereken bir durum diyelim. Bu durumu vıdı vıdı yapanlar eklerler sözün sonuna…ses yok, çıt çıkmıyor, nerdeler? vb.
Özünde bu ekler, kişinin psikolojik özelliklerini belirtir, açıklar. Çünkü Türkiye ve dünyada ortalık kaynıyor. Hala nasıl ses yok, çıt yok denebilir! Az denebilir. Yetmedi denebilir. Daha çok olmalı denebilir. Tabi olumsuzluğu konuşmak, söylemek bir propagandadır. Kimse yok siz de kıpırdamayın demektir. “Dünyadan haberim yok” da demektir aynı zamanda.
     Bardağın dolu ve boş tarafını anlatmak için olumsuz psikolojideki insanlar yarısı boş derler, olumlu psikolojideki insanlar yarısı dolu derler.
     Bu tür yazılar kime hizmet ediyor bakalım…
     Örneğin seçim zamanı yaklaştıkça bir dedikodu yayılır, fısıltı gazetesi  çalışmaya başlar. Öyle kendiliğinden başlamaz çalışmaya. Bir makenizma başlatır bu fısıltı gazetesini. Amerikan seçim propaganda sistemi diye bir şey çıkardılar, öyle bir reklam çarpıyor ki beynimize, şaşkına dönüyoruz. Bir süre sonra da bize söyletmek istediklerini yolluyorlar. Beynimiz yavaş yavaş uyuşup kapanıyor, sonra açıldığında propagandacıların istediklerine yöneliyor. Fısıltı gazetesi bu değil ama işlevi aynı. Durmadan yayılır yaşamın her alanına, sıkça duyarız: Zaten o kazanır. Hangi parti var ki. Kime oy verelim ki. Hepsi çalıyor. Kötünün iyisi. Ve buna benzer başlıklar.
     Buna benzer başka konular konuşulurken artık alışkanlık olmuştur, giderek dilimiz alışmıştır, aynısını konuşmaya başlamışızdır. Şaşırmayız artık dilimize.
     Şeçim biter dediğimiz de çıkar. O zaman dememiş miydim gibi sözlerle, çıkan kötü sonucu doğru bildiğimizi savunur, cahilliğimizle övünürüz. Bize dedirtilendir bu sonuç.
     Pekiyi, şimdi soralım kendimize; kimin hedefini destekledik bu tür konuşmalarımızla? Farkında olmadan kime oy kazandırdık?
     Bir soru daha soralım kendimize: Nasıl konuşalım?
Bunun yanıtı tektir: GERÇEKÇİ. Abartmadan, azaltmadan konuşalım.
Örneğin: 7 Mart 2010 pazar günü Kadıköy’de Emekçi Kadınlar kazanımlarını başarmanın 100. yılını andılar. Binlerce kadın katılmış. Hadi söyleyelim; çıt yok, kimse katılmadı denebilir mi? Tabi denmez yanlış olur. Ne demeliyiz? Katılımı çoğaltmalıyız, heyecanı daha da yükseltmeliyiz. Ha işte bu sözler gerçeki olur.
GÜZELLİKLE